Biruya

Biruya Haber Portalı


22:30, 11 Ocak 2016 Pazartesi
Çocuğun ebeveyn üzerindeki hakkı

Çocuğun ebeveyn üzerindeki hakkı

Çocuk hukuken ehliyeti olmadığından hidane hakkından vazgeçemez. Velisi de -çocuk adına- çocuğun aleyhine olacak bir tasarrufta bulunma yetkisine haiz değildir.




Temyiz yaşına, yani çocuk, yeme-içme, giyinme, taharet gibi işlerini yapmada bir başkasına muhtaç olmayacak seviyeye gelinceye kadar ailesi -ve ailesi içerisinde annesi- tarafından bakılmak, dinen çocuğun tabii bir hakkı olunca, bugün, Batı hayat şartlarının –bilhassa kadının dışarıda çalışmasının bir sonucu olarak- ortaya çıkardığı ve gitgide bizde de yaygınlaşmaya başlayan anaokulu, kreş gibi değişik isimleri taşıyan ve temyiz devresine girmeyen çocukları mesai saatleri içerisinde gün boyu barındırmayı sağlayan müesseseler İslam hukuku açısından yeni bir problemdir ve kadının çalışması meselesinden de ayrı olarak ele alınması gerekmektedir. Zira, İslamiyet, burada izahı bizi mevzumuzun dışına götürecek belli şertlar ve kayıtlar dahilinde kadının çalışmasına mani değildir.

Mevzumuzla ilgili olarak halledilmesi gereken mesele şudur:

- İstenen şartların tahakkuku halinde, küçük çocuğu olan bir kadın, çocuğunu anaokuluna koyarak çalışabilir mi?

- Bir başka ifadeyle, dinin çocuğa tanıdığı “aile ve anne tarafından bakılma hakkı” -dinen bir esas kabul edilmeyen- “annenin dışarıda çalışması” gerekçesiyle çocuğun elinden alınabilir mi?

- Dinde muteber bir kaide olan “Zaruretler haramı helal edebilir.” kaidesi buna uygulanabilir mi?

- Yani, çocuğun “anne tarafından terbiye edilme hakkı”nın çocuktan alınması için annenin çalışma durumu, dinen muteber bir mazeret olabilir mi?

Şüphesiz bu hususta kesin fetvalar verecek durumda değiliz. Meselenin zamanımızdaki İslam hukukçularınca vazıh şekilde hallini beklemek hakkımızdır. Ancak bizim gibi mütehayyirlere şimdilik ışık tutacak mevzuyla ilgili ‘hukuki bir içtihadı' Muhammed Ebu Zehre'nin el-Ahvalu'ş-Şahsiyye adlı kitabında dercettiği bir dipnottan aynen sunacağız:

“Bir kısım kadınların çocuklarını terbiyeye salih oldukları (yani, hidane şartlarını taşıdıkları) halde, onları çocuk yuvalarına veya ıslah hanelere gönderdiklerini nazr-ı dikkate alarak Mısır teşriatı, onları çocuklarına bizzat bakmaya mecbur etti. Bu mevzudaki hüküm şudur: “Lahiya veya şer'i muhakeme usulünde bir nassın bulunmadığı durumlarda, mahkemeyi, o mevzudaki ercah görüşe uygun şekilde hüküm vermekle kayıtlayan Hanefi fıkhı, anaokullarını tanımaz. Bunlar hiçbir şekilde annenin yerini de alamaz. Çocuk için en uygun olanı -ki hükmün medarı da budur- muktedir olduğu müddetçe çocuğu annenin terbiye etmesidir. Anaokulları, çocuğun maddi ihtiyaçlarını hakkıyla karşılayacak olsa bile, asla anne şefkatinin yerini alamaz. Bu şefkat anneden başka kimsede bulunmaz da. Anne ne kadar katı ve şiddetli de olsa, çocuğuna karşı bir başkasından daha merhametlidir. Bu şefkate çocuğun tabii ve kanuni hakkı vardır. Onu bu haktan mahrum etme selahiyetine kimse sahip değildir. Öyleyse çocuğun anne üzerindeki hakkı ıskat edilemez. Kadının asıl vazifesi aile hanımı olmaktır ve bununla ilgili işlerdir. Faydası ve kadının ondaki selahiyeti hususunda ne söylenirse söylensin bir işle meşguliyet bahanesi, onu bu asli ve tabii vazifesinden tecrid edemez. Zira annelik vazifesinin terki doğru olamaz. Hatta başka meşguliyetler ve işler, kadın için tabii ve asli olan annelik vazifesine denk bile değildir. Hükümet işinde ya da hükümet dışında bir işte çalıştığı için söz konusu analık vazifesine “kadir olamadığı” iddiası kabul edilecek olsa, ortaya çıkacak netice şudur: Başka bir vazifeyi kabullenmekle elde edilen hakka, annelik vazifesinin ihlaliyle ulaşılmıştır. Şu halde bu hak, batıl bir yolla elde edilmiş olmaktadır. Bu ise makbul olmayan bir neticedir.”

ANNE-BABA, ÇOCUĞUN ALEYHİNE TASARRUFTA BULUNMA HAKKINA SAHİP DEĞİL

Kahire mahkemesinin bu hükme varışını kavramada bize ışık tutacak, Hanefi mezhebinin bir hükmünü belirtmekte fayda var: “Hidane hakkı kime aittir?” meselesinde, Hanefiler bunun hem ‘anneye' hem de ‘çocuğa' ait olduğu esasını benimsemişlerdir. Çocuk hukuken ehliyeti olmadığı için bu hakkından vazgeçemeyeceği gibi, velisi de -çocuk adına- çocuğun aleyhine olacak bir tasarrufta bulunma yetkisini haiz değildir.

Burada son olarak şunu da ifade etmek isteriz: Her ne kadar nazari olarak -hukuken- kadın, dahili işlerden azad edilmiş olsa bile, çeşitli amiller meyanında, bilhassa ailenin mali durumu sebebiyle fiiliyatta, İslam cemiyetinde bile, nadiren kadınlar bu haktan istifade etmişler ve etmektedirler. Her şeyden önce Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından, kocalarının ve evlerinin dahili hizmetlerini yapmaları hususunda kendi kızlarına tavsiyesi ve bu tavsiyeye uygun olarak Resûlullah'ın (aleyhi'ssalatü ve'sselam) kızları olmak üzere, bütün sahabe hanımlarının dahili işleri bizzat yapmış olmaları sebebiyle bu işlerin kadınlara ‘diyaneten farz' addedilmesi keyfiyeti de İslam kadınlarını, ev işlerini bizzat yapmaya zorlamaktadır.

Durum böyle iken bilhassa çocuklu bir kadını bir de harici işlerde çalıştırmak, hem onu iyice ezmek hem de çocuğun ‘ana tarafından, analık şefkatiyle bakılmak' gibi tabii bir hakkını gasbetmek olacaktır. Bundan fertçe, ailece, cemiyetçe çekilecek ızdırapların faturası da o nispette ağır olacaktır. Ekonomik izah saplantısından rücu edildiği zaman, her çeşit şefkat ve merhamet duygusundan mahrum bir anarşinin temellerinde terbiye tarzının hissesi de aranmaya başlanacaktır.

Merhum Prof. Dr. İbrahim Canan'ın Yeni Bahar Dergisi'ndeki yazısı için tıklayınız..




  • Yazdır
  • Mail Gönder



 
Zika virüsü bulaşan bebekler
Kanada ve Şili hariç Amerika kıtasındaki tüm ülkeleri tehdit eden Zika virüsünün, Avrupa'ya da sıçramasının ardından tüm dünyada alarma geçildi.


En Çok Okunanlar